YAHUDİ SOYKIRIMININ HAZİN ÖYKÜSÜ//STRUMA'NIN GÖZYAŞLARI

  Yazan:ÖMER FARUK RECA YAHUDİ SOYKIRIMININ HAZİN ÖYKÜSÜ//STRUMA’NIN GÖZYAŞLARI 766 TALİHSİZ İNSAN

Bu yazı Nazi soykırımından kaçarak Filistin’e gitmek isteyen 770 tane Yahudi’nin acıklı öyküsüdür. Herbiri çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan bu insanlar 1941’de toplu halde bindikleri “Struma” isimli gemiyle Türk karasularından geçeceklerdi. O sıralarda da Naziler Yunanistan’ı işgal etmiş, Türk sınırına kadar dayanmışlardı. Türkiye bu denli kritik bir durumda siyasi manevralarla savaştan kaçmaya çalışıyordu. Bu arada göz göre göre Yahudileri de ölüme atmak istemiyordu.

 Böyle bir hengamede Türkiye’nin oynamaya çalıştığı politikayı bazı Yahudiler yanlış anlamışlardır. Örneğin bunlardan biri “Varlık Vergisi” sebebiyle Museviler’in Aşkale’ye gönderilme olayıdır. Aslında işin iç yüzü bu değildir. Türkiye burada ince bir politika uygulamıştır. Amaç gözü dönmüş Almanya ile muhtemel bir savaşı önlemek ve gizlice dışarıdan gelecek Yahudilere de yardımcı olabilmekti. Aşkale sürgününün içyüzü bambaşkadır.

Rahmetli Vitali Hakko dahi o hüzünlü anları anlattığında gözlerim yaşarmıştı. Evet, gerçekten Yahudiler çok sıkıntılar çekmişlerdi, ama Aşkale’de o an için bu gerekliydi belki. Hitler’in beyni sulanmış, gözü kararmıştı. Hatta Hitlerin ajanları, Gestapo tipli kara adamları o dönemde İstanbul’da cirit atıyordu.

Yahudi Türk vatandaşı Josef Bencuya, bakın bu gerçeği nasıl anlatıyor:

 “Ben babamdan defalarca dinledim. Biz beş yüz senedir Türkiye’de yaşıyoruz. İspanya’dan gelenlerdeniz. Babam bize şunları anlatmıştı:

 “Türk hükümeti Hitler’in baskısından kurtulmak için Musevi kökenli vatandaşlarını Aşkale’ye göndermiştir. Varlık vergisi işin göstermelik tarafıdır. Çünkü Aşkale’ye sadece varlık vergisi verebilecek varlıklı Yahudiler değil varlıkları olmayanlar da gönderilmiştir. Varlık vergisi verenler de gönderilmiştir. Yahudilerin yaşlıları ve kadınları dışındakiler buraya gönderilmiştir. Yaşlılara da tenbih edilmiştir ki fazla dışarıda dolaşmasınlar, mümkün olduğunca evde otursunlar diye. Türkiye’ye vurmaktan vazgeçen Hitler o zaman Türkiye’den şu istekte bulunuyordu: Türkler Yahudileri fırınlarda yaksınlar. Hatta bir ara fırınların Türkiye’ye gönderilmesi gündeme gelmiş, ancak Türkiye biz hallederiz deyince bu defa fırınların krokileri Almanlar tarafından gönderilmiştir. Bu baskı karşısında İsmet Paşa ve Fevzi Çakmak Aşkale sürgününü icad ederek bu baskıdan bir süre de olsa kurtulmayı planlamışlardır.

Aşkale’deki bu kampta ibadet yerleri mevcuttu. Kütüphane ve benzeri hizmetlerden yararlanılıyordu. Babam kampın komutanını anlata anlata bitiremezdi. Albayın her zaman kapısı açıktı. Herkes çok rahatlıkla görüşebiliyordu. Hitler tehlikesi ne zaman bitti, kamp yeri de bitti ve herkes geri döndü.

 Hitler’e yapılan bu oyun öyle güzel oynanmış ki, bazen şehirde Yahudi Türk vatandaşları gezdirilmiş ve hatta bir defa da dumanlar tüttürülmüş kamp yerinden. Sanki fırınlar tüttürülmüş gibi. Bu hadise tamamen Türk devletinin Türk vatandaşı olan Yahudileri korumak ve Hitler’in baskısından kurtarmak içindi. ”

İşte hakikat bu… Dünyada kaç devlet bunu yapar? Hitler’in kudretli olduğu o dönemde hangi devlet savaş riskini göze alarak, açığa çıkması muhtemel bu uygulamayı yapar? Türkler ve Yahudiler öteden beri dost milletlerdir. ABD’deki bir takım Yahudi lobileri Türkiye lehine kararlara imza atmışlardır. Örneğin Ermeni soykırım iddiaları karşısında Türkiye’nin yanında yer alıp, böyle bir iddianın yanlışlığını dile getirmişlerdir. ADL’nin içindeki bazı odaklara rağmen Türk Yahudileri ve yine ABD Yahudilerinin büyük çoğunluğu kararın yanlışlığını seslerini yükselterek ifadelendirmişlerdir.

Gelelim, tıklım tıklım bir gemiye (Struma) dolarak Hitler’in zulmünden kaçan gözüyaşlı Yahudilere…

İkinci Dünya Savaşı’nda 6 milyondan fazla Yahudi’nin Almanlar tarafından katledilmesi, İngiliz emperyalizminin Ortadoğu (Filistin) politikasında, “Yahudi olayını nasıl kullanabilirim? ” sorusunu da beraberinde getirdi.

İngilizler kendilerinin sorduğu bu soruya yine kendileri cevap verdi: “Filistin’de bir Yahudi devleti. ”

İngiliz güdümünde kukla bir devlet Ortadoğu’da ve Mezopotamya’da (Musul-Kerkük) zengin petrol yatakları ve diğer başka sosyal-siyasal politikalarına zemin hazırlayabilir, ileri karakol görevi görebilirdi. Evet onların planı buydu.Ama Ortadoğu’da da “Ata Toprakları” diye bilinen binlerce yılın anısı varken elbette ki  İsrail’in kurulma gerekliliği kaçınılmazdı.İngiltere o yıllar için Ortadoğu’da kurduracağı bir devletin,nasıl kendi lehine ileri karakol olacağı planlarını yaparken,kurulan İsrail,İngiltere’nin değil doğal reflex içerisinde kendisinin karakolluğunu yapmış,ızdırap içindeki Yahudileri Uganda’da değil,ata topraklarında toplamıştır.

Bütün mesele, İngilizler’in iştahını kabartan Musul-Kerkük’teki zengin petrol yatakları ve madenleridir. Rahmetli Atatürk, “ömrüm vefa ederse Musul ve Kerkük’ü alacağım” demişti, ama yazık ki, erken yaşta ayrıldı aramızdan. Antakya ise onun söz verip ve uğraşıp da aldığı son mirastır.

İsrail’in petrol yataklarından ziyade, aslında gerçek inançlı Yahudilerin ancak Mesin/Mehdi’nin gelişiyle kabul ettiği Arz-ı Mevud, gerçekte yine İngiliz oltasına takılacaktır.

İngilizler 1941’de sırf kendi çıkarları için Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesini arzuladı. Ancak Arap toprakları üzerindeki emellerinden dolayı Arapları küstürmekten çekindi.

1920’de, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Filistin, Ürdün ve Irak İngilizler’e kalmıştı. Bu yüzden oralar İngiliz denetimi altındaydı. Mondros Mütarekesi ve Sevr Anlaşmaları İngiliz’in altından çıkmıştır. Türkiye’yi ilk işgal eden de İngilizler’dir. Ermenileri kışkırtan İngilizler’dir. Kürtleri kıştırtan (Şeyh Said isyanı) İngilizlerdir. Menemen’de Kubiley olayını tezgahlayan İngilizlerdir. Kurtuluş Savaşı’nda zararlı cemiyetleri (Hınçak, Taşnak, Kürdistan Teali, Pontus vs. ) kuran İngilizlerdir. Anti-Semitizmi icat eden İngilizlerdir. Arapları, Türkler’e hain gösteren İngilizlerdir. Hempher Türk topraklarındaki ajandı, İngilizdi, Lawrance, cahil olan Arapların bir kısmını Türklerin üzerine saldırttı, İngilizdi.

1941’de çoluk çocuk katledilirken, Yahudileri, sırf ikili oyuncak adına kırdıran İngiltere idi.

VE …. STRUMA… GÖZYAŞLARININ SEL OLDUĞU “ÖLÜM GEMİSİ”

İnsanlığın yüz karası bir durum… Tüm Dünya insanlığı utansın… “Struma” insanlığın yüz karasıdır. Biz elimizden geleni kurtarmaya çalıştık. Hatta Yunanistan’daki büyük elçimiz dahi o dönemde birkaç masum Yahudi ailesini Almanlardan saklamıştı.

Bir yanılgının altını çizmek istiyorum: “Toplama kampları yine kendilerinin, yani Yahudilerin oyunuydu” sözleri o kadar talihsiz sözler ki. Peki acı çekip, yananlar ve çığlıklarla ölenler geri dirild mi ki, bu bir senaryo olsun. Acının senaryosu mu olur? O zaman “Filistini de kendileri, yani Araplar Siyonistlere sattı,çektikleri müstehak” dense (ki bu doğru, dedeleri sattı) aynı mantık olmaz mı? Şimdi, Filistini, kendi dedeleri Siyonistlere sattı diye orada ölen masum Müslümanlara gözyaşı dökmeyeceğiz mi? Yeryüzüne “insan” olarak gönderiliş amacımız nedir? Yüce yaratıcının imtihanı değil mi? O taktirde her türlü vicdansızlığa ve zulme sessiz kalamayız.

İngiltere atraksiyonlarda bulunarak “Struma” gemisindekilere tüm yardım ağlarını kestiler. Gemi, günlerce Marmara Denizi’nin ortasında bekledi. Tam o sıralar Romanya’ya çoktan girmiş olan Naziler burada 5000 Yahudi’yi katletti. Ölen Yahudiler savaştan sonra yerlerden toplanırken kollarında sarı bandlar vardı. Bu uygulamayı 1300’lü yıllarda ilk defa İngiltere Yahudiler’e yapmıştı. Ardından Fransa, toplum içinde belli olsunlar diye 7 yaşındaki Yahudi çocuğunun dahi koluna sarı bant yapıştırma zorunluluğu getirmişti.

STRUMA’IN GÖZYAŞLARI

Struma Gemisi Romanya’nın başkenti Bükreş’teki CMVL (Compania Mediteranea de Vapores Limitada) şirketine bağlı çalışıyordu. 46 metre boyundaydı, ama içerisinde sadece bir tuvalet dört lavabo vardı. Oysa 770 kişi taşıyordu.

Struma Gemisi’nin sahibi Pandelis isminde bir adamdı.. İşleten ise Dr. Baruh Konfino’ydu. Bu ikili, İngiltere’nin ayak oyunlarıyla ve rüşvetleriyle gözlerini kırpmadan 766 kişinin ölümünü onayladılar. Üstelik yolculardan aldıkları o kadar paraya rağmen. Bir yolcu tam 1000 dolar ödemişti. Üstelik bu ikilinin gemileriyle ilgili verdikleri teminat ve reklamlar da sahteydi. Örneğin reklam afişindeki geminin kamaraları Quen Mary Transatlantiği’ndeki kamaralardı. 770 yolcuydu ama, ancak 200 kişisi için yatacak yer vardı.

Romanya’dan kaçan Yahudilerin vizesi yoktu. Pandelis vaade bulundu: “Bu sorunu da çözdüm, ben trenle sizden önce İstanbul’da olup vizelerinizi orada dağıtacağım. ”

Bu şekilde “Struma” gemisi 770 yolcusuyla birlikte İstanbul’a doğru yola çıktı. Saatler geçti, günler geçti. Günde bir kez yiyorlardı. O da birkaç parça bisküvi. Yüzlerini ise kovayla çektikleri deniz suyuyla yıkıyorlardı. Çocuklar günde yarım bardak sütten başka birşey koymuyordu ağızlarına.

Bir ara gemi arızalandı. Rüzgarın estiği yönde ilerledi. Motor nihayet tamir edildiğinde gemi tekrar rotasını aldı. Günler sonra İstanbul kıyıları görünmüştü. Buradan transit geçilecekti. Ancak geminin motoru Marmara sularında tekrar arızalandı. Tarih 14 Aralık 1941’i gösteriyordu. Gemi üstelik bir deniz mayınının yanında arızalandı.

NAZİLERİN İNSANLIK AYIBI

Struma, İstanbul kıyılarında tamir edilmeyi beklerken Nazi Almanya’sının İstanbul temsilcisi entrika düzenledi: “Gemide salgın hastalık var. Romanya’daki bu grup, bulaşıcı hastalığı olan kamptan kaçmıştır. Ne yaklaşın, ne de yaklaştırın. Bu Yahudilere karantina bayrağı çektirin. ”

Yolcular sağlamdı aslında, hepsi sağlıklıydı. Fakat günlerce denizin ortasında aç susuz beklemekten ve tuvalet ihtiyaçlarını güverteye yapmaktan (770 insan) dizanteri hastalığına yakalandılar.

Dünyanın hala kılı kıpırdamıyordu. Bu zavallı insanlar ne karaya çıkartılıyor ne de gemi motoru tamir edilip gönderiliyordu. Amerika, Yahudi Komitesi, İstanbul Hahambaşılığına 10 bin dolar bağışladı. İstanbul’daki Yahudi cemaati lideri Rıfat Karako ve Simon Brod’un gemiye çıkmasına izin verildi. Yolcular biraz moral bulmuştu.

Bence “Struma Gemisi” senaryolaştırılıp sinema filmi yapılmalıdır. Hatta bu acıklı olayla ilgili şimdilerde ben bir senaryo yazıyorum.

İki Yahudi Cemaat lideri gemiye çıkınca gemidekiler ağlamaya başladılar. Bu iki insanın etrafına doluştular, kimisi ise onları öpmek istedi. Rıfat Karako ve Simon Brod da gördükleri manzara karşısında gözyaşlarını tutamadılar.

Türk Dışişleri Bakanlığı Ankara’daki İngiliz büyükelçisine, bu insanların Filistin’e ulaştırılması noktasında ilgilenmelerini söyledi. Dışişleri olarak Türkler ellerinden geleni yapmak istiyordu. Ancak, İngiltere büyükelçisi Knatcbull Huggesen bunun mümkün olamayacağını bildirdi. Geminin rotası ve vizesi İngiltere işgalindeki Filistin’i gösterdiğinden ve burasının prosüdürü de İngiltere’ye ait olduğundan onların ilgilenmesi gerekiyordu.

İngiltere aç susuz bekleşen 770 insana zerre kadar değer vermemişti. Türk makamları da kaçak gibi görünen bu gemidekileri karaya alsa, yardımcı olsa suçlu konuma düşüp Almanya ile savaş tehlikesine girebilirdi.

Naziler, bir ara bu 770 Yahudi insanını Türk makamlarından istediler. Türkiye ancak bu iyiliği yapabildi, yolcuları bir gerekçeyle Hitler’e teslim etmedi.

Türkiye, İngiltere’nin red cevabı karşısında harekete geçme kararı aldı. 65 gün boyunca yolcular iyice kırıldılar. Gemi kokudan geçilmiyordu. Türk makamları 70 günün sonunda Sarayburnu’ndaki karantinalı gemiye römorkör yaklaştırıp çekme kararı aldı. Arızalı motor tamir edilmek üzere söküldü. Gemi Karadeniz’e doğru çekildi. Bunun üzerine yolcular büyük bir çarşafa şöyle yazdılar:

 “Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!... Kurtarın bizi!... ”

MAHSUR YAHUDİ AİLESİ İÇİN CIA, VEHBİ KOÇ’TAN YARDIM İSTEDİ

“Socony”… Standart Oil Company of New York. Yani şimdiki adıyla “Mobil Oil”.

Mobil Oil Petrol Şirketi’nin Romanya müdürü Martin Segal ailesiyle birlikte Struma’da mahsur kalmıştı.

1940’ların ABD istihbaratı’nın adı OSS idi. Yani şimdiki CIA.

CIA’nın Ross kod adlı ajanı Archibald Walker, Vehbi Koç’u Ankara’daki evinde ziyaret ederek Segal ailesinin kurtarılması için nüfuzunu kullanmasını rica etti.

Vehbi Koç, isteği geri çevirmedi. Hemen, Emniyet Şube Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil’i aradı. Hatta bizzat yanına gitti. İhsan Sabri Çağlayangil Vehbi Koç’a şunları söyledi: “Çok isterdim. Ama bu işte çok talep var, çok paralar teklif ediliyor. Kimse elini süremiyor. Bu, bakan işidir. Ancak Faik Öztrak’ın emri ile çıkabilir. ”

Vehbi Koç, anılarında bu konuyla ilgili şunları anlatmıştır:

 “Bakanın o güne kadar gitmediğim evine bayramlaşmak için gitmiştim. <<izin verirseniz size bir şey söylemek istiyorum>> dedim. Durumu anlattım. Bakanın benim hakkımda iyi düşüncesi sonucu, telefonla emir verdi. İhsan Bey, arkadaşımız olduğu için derhal bu emri İstanbul’a bildirdi, adam kurtuldu. Ailesi ile vapurdan çıkarıldı. O akşam tren yokmuş, ertesi gün İstanbul’dan ayrıldı. ”

Nazilerden kaçan Romanya Yahudisi, Polonya Yahudisi, Almanya Yahudisi, Avusturya Yahudisi, kısacası Avrupa’nın tüm kaçan Yahudileri Türkiye’deki Boğazlar üzerinden Filistin’e ulaşmaya çalıştı. Tabi kimisi de Amerika’ya kaçtı.

30 bin Yahudi 40 gemiyle aralıklı olarak Balkanlardan yola çıkarak, Boğazlardan geçip Filistin’e ulaştı. Bazı Türk gemileri de gizlice Yahudileri kurtarmaya çalıştı. Ama bunlardan “Mevkure” isimli Türk gemisi, bilinmeyen meçhul denizaltılar tarafından vurulup batırılmıştı.

Bu eylemleri yapanlar, paraya ve güçlü istihbarata sahip Naziler’di.

Türkiye elinden geleni yapmıştı ama Naziler boş durmuyordu. Naziler Mahir Çayan’ı bile kullanmıştı.

Yüzyılın Merhametsizliği….

766 TALİHSİZ İNSAN

Tarihler 24 Şubat 1942’yi gösteriyor. Saat sabahın 9’u...

Struma, hüzünlü görüntüsüyle Karadeniz açıklarında bekliyor. Kapkara, paslı, metalik geminin üzerinde çöküntü halinde, bükülmüş insan gölgeleri göze çarpıyor.

Ressam Salvador Dali’ye, hüznün resmini çiz dense, işte çaresiz hüzün. Küçücük çocuklar, yaşlı insanlar… Kara gölgelere dönüşmüşler. Koca dünya 3 aydır ağlaşan aç susuz insanlara çare olamıyor… Bir caninin elinden kurtulmaya çalışan insanlar dünyanın acımasızlığına terk ediliyor.

Struma Gemisi sabah saatlerinde dehşet bir gürültüyle patlıyor. İnsanların bedeni cesede dönüşüyor. Ceset parçaları koca denizi bir anda kırmızıya boğuyor. Gemi darmadağın oluyor. Dünya rahatlıyor. Çünkü artık kendilerinden yardım isteyecek kimsecikler yok. 766 insan denizin soğuk derinliklerinde gözden kayboluyor. Bu arada insanlık vicdanı da…

 

Yorum Yaz