ÖMER FARUK RECA'NIN GÜNEŞ GAZETESİ'NDEKİ KÖŞE YAZISI

 

30 EKİM ÇARŞAMBA 2013

 SHAKESPEARE’i NASIL BİLİRSİNİZ!?

          

O tahsilli bir adam değildi… Londra’daki  bir tiyatroda hizmetçilik yaptı! Londra’da işe başladığında acınacak durumdaydı. Tiyatro kapısında müşterilerin atlarına bakardı. İçeri girme imkânı yoktu. Soğukta saatlerce beklemek zorundaydı.

 

Londra’da işe başladığında acınacak durumdaydı. Tiyatro kapısında müşterilerin atlarına bakardı. İçeri girme imkânı yoktu. Soğukta saatlerce beklemek zorundaydı.

Gerçek olan bir şey vardı…Shakespear  hüzünlü bir sanatçıydı. Bu nedenle şiirlerinde vazgeçmişlik ve aşk yarası  göze çarpar.  Hüznün ,  aşkın  ve ayrılığın şiirini yazmıştır o. Ama hayatı ve eserleri hep mesaj olmuştur  tüm insanlığa. Aynı zamanda adaletin, anlayışın, özgürlüğün karakteriydi:

 

Vazgeçtim bu dünyadan, tek ölüm paklar beni,

Değmez bu yangın yeri,  avuç açmaya değmez,

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

Değil mi ki korkudan dili bağlanmış sanatın,

Doğruya doğru derken, eğriye çıkmış adın

İSMİNİN ANLAMI:

SALLANAN MIZRAK

 William  Shakespeare’di. İngiltere’nin Stratford kasabasında 1515 ‘de doğmuş, annesi Mary adında bir kadındı. İngilizcede shake sallamak, peare ise mızrak anlamındadır. Shakespeare, sallanan mızrak anlamına gelmektedir.

Genç bir köylü çocuğu olan Shakespeare, kasap çıraklığını terkederek ailesinden kaçıp, Londra’ya geldi. Londra, kasaba veya köy gibi değildi. Bu şehirde aç susuz, çâresiz bir şekilde yaşadı. Nihâyet bir tiyatroda iş buldu. İşe başladığında acınacak bir durumdaydı. Tiyatro kapısında müşterilerin atlarıyla ilgileniyordu. İçeri giremezdi. Soğukta saatlerce bu işi yapmak zorundaydı. Daha sonra birazcık terfi etti de tiyatro içinde uşak olarak çalışmaya başladı. Böyle daha iyiydi, hiç olmazsa dışarıdaki soğuktan kurtulmuştu. Oysa bu zavallı adamın ileride bu tiyatroyu satın alacağını çıkıp biri söyleseydi katıla katıla gülerlerdi.

    Sabır ve azimle insanları gözlemleyen Shakespeare, hayatın bir çok yönüne kafa yormuş, “Neden böyle?” diyerek kendi kendine sormuş, bağları kopan insan ilişkileri için sürekli bir şifâ aramıştır. Bu arada tabii ki kendi durumuna da üzülmüştür. Ama bütün bu iyi niyetle kafa yorma ve gözlemler onda büyük bir edebi birikime sebep oldu.

Artık konuşmaya başlandığında ağzından bal damlıyordu. Bu durum çevresindekilerin  dikkatinden kaçmamıştı. Toplum ile ilgili bu sancıları, kabiliyeti ve çalışkanlığı sayesinde  1592’de Venüs ve Adonis adlı hikâye yazdı. O ana kadar sanat dünyasında oyuncu olarak küçük bir rol almıştı. Venüs ve Adonis büyük ilgi görünce aynı yıl şiirler yazmaya başladı. 1595’te 11 tane komedi yazdı.

 

 

 

 ONUN İÇİN NE DEDİLER?

Shakespeare’nin ölümünden 10 sene sonra yaşamış olan hemşehrisi yazar John Aubrey onun için “O çok iyi bir arkadaş, çok hazır cevap ve hoş bir zekâ idi.” diye bahsetmiştir.

Ünlü şair Ben Johnson Shakespeare’e karşı beslediği saygı ve sevgiyi şöyle demiştir:

“O gerçekten namuslu, açık ve hür karakterli birisiydi. Mükemmel bir hâfızası, cesur fikirleri ve zarif bir ifadesi vardı.”

HAMLET ; İHANET, İNTİKAM, İHTİRAS ,VEFA VE ADALET’TİR!

Shakespeare yalnızca şiir, hikâye ve komedi yazmakla kalmadı, tarihin derinliklerine gömülmüş acı, aşk, sevgi ve inanç konularını işleyen oyunlar da yazdı. Bu yılların en değerli eseri “Bir Yaz Gecesi Rüyası”dır. Fakat 1600’ların ilk yıllarında yazdığı Hamlet, artık onun tartışmasız, dünyanın en büyük oyun yazarı olduğunu haykırıyordu. İhanet,  intikam,  ihtiras, vefa,  adalet üzerine kurulmuştur  Hamlet.

Hamlet ihtikam ve adalettir ; Claudius ihtirastır ; Kraliçe Gertrude ihanettir  ; Horatio ise vefa ve dostluktur.

Hamlet’in ardından , “Othello”, “Kral Lear”, “Anthony ve Cleopatra”  adlı dünyaca ünlü eserler peş peşe geldi.

 Shakespeare’in piyesleri kitap haline de  getirildi. Piyeslerinde ızdırap ve keder vardır, fakat sonra neşe ve mutluluk tâkip eder. Bu da gösteriyor ki topluma mesaj vermek istemiştir. Cefa olmadan sefanın yaşanamayacağını, yaşansa bile öncekine göre haz alınamayacağını savunmuştur.

SHAKESPEAR HOROZ DÖVÜŞÜ YAPMADI

William  Shakespeare, yaşamı teoriler veya formüller olarak ele  almamıştır;  O,  ne bir sosyologtu ne de akademisyen. Bu yüzdendir ki temiz ve olgun meyve taşlanmaktan kurtulamamıştır. Alanlarında başarılı olamayan akademisyenler, toprak üzerinde dolaşan insanları anlamaya zerre kadar kafa yormadan, tam tersi onların anlamayacağı edebiyatın adına “entellektüelizm” diyerek oturdukları yerden para kazanmaya çalışmışlar. İnsanlıkla ilgili hiç bir sancıları, söyleyecek sözleri olmayan bu  adamlar kıskançlıktan olsa gerek Sheakspeare’nin her hatasını bağıra bağıra söylemekten çekinmemişlerdir. Kendilerini horoz dövüşünde zanneden adı akademisyen  bu kişiler, onun, sahnede kibar ve nazik kimselerin kulaklarına hoş gelmeyen sefâletlerden bahsettiğini, şiir kurallarını iyi bilmediğini, hatta ingilizceyi iyi bilmeyen dikkatsiz bir adam olduğunu hiç de hoş olmayan uslûplerle lakırdamışlardır. Fakat  Shakespeare onlara, “Siz ne diyorsunuz?” bile dememiştir, işine bakmıştır.

İşte Bütün Mesele Bu!..

OLMAK YA DA OLMAMAK!

Evet, o çağdaş yazarlar gibi fazla okumuş bir adam değildi, köylüydü, çok sıkıntı çekmişti, fakat akademisyenlerin hiç birinde olmayan duygusal seziş, yani günümüzde ruhsal zeka dediğimiz büyü onda vardı. Onun hayatı akademi koridorlarında değil çamurlu, tozlu, topraklı, kenarlarından pis derenin geçtiği yerde başlamıştır.  Şimdi  o akademisyenleri kim tanıyor ki? Ama bugün  Shakespeare’in ilk baskı bir eserini dünya piyasasında satın almaya kalksanız  milyonlarca dolar ödemek  zorunda kalırsınız.

O, “Gentlemen Outhar” yani kibar yazar değildi; ama o  Shakespeare’di, hayata bakmasını biliyordu. Sıradan insanların duymak istediğini söyleme duygusallığına sahipti. Diğer akademik yazarlar gibi, “failatun, mefailun” veya “tri go to ego obligo” demiyordu, kısacası “to be or not to be” yani, “olmak ya da olmamak” diyordu. Onda sistematik düşünce yoktu, siyasi görüş de yoktu ama hayata dair her şey vardı: Büyük mevkileri işgal etmiş siyasi şahıslara tavsiyeler, evlilere tavsiyeler, sosyal ilişkiler, şeref, düzen, huzur, inanç, Tanrı’nın yüceliği... Bütün bunları büyük bir gerçeklikle işlemiştir.

Sheakspeare, aynı zamanda adı en çok kullanılarak yayıncılara para kazandıran yazardır.

Sheakspeare ‘nin hâtırasına dikilen anıtta şunlar yazılıdır:

“Dur yolcu! Niçin öyle acele ediyorsun? Oku, bak, eğer okumayı biliyorsan. Kıskanç ölüm bu âbidenin içine kimi yatırmış: Shakespeare’i. Onunla şiir öldü. Mezarını süsleyen, yapılan masraf değil, onun kendi ismidir. Onun eserlerinin yanında bütün sanat onun zekâsına hizmet eden bir uşaktan başka bir şey değildir.”

BİRLİKTELİKTE MESAFELER BIRAKILMALI

“Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız. Ama birlikteliğinizde mesâfe bırakın; bırakın ki cennetin rüzgarları aranızda raksedebilsin... Biribirinizi sevin ama aşk tutsaklığı istemeyin; ekmeğinizden verin birbirinize, ama aynı somundan ısırmayın. Birlikte şarkı söyleyin ama birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin. Sazın telleri de yalnızdır ama aynı melodiyi seslendirirler. Birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! Sadece hayatın eli o kalbi saklar. Birlikte durun ama yapışmayın. Tapınakların sütunlarını hiç bitişik gördün mü? Öyle olsa çatı çökerdi. Unutmayın: meşeyle çınar birbirinin gölgesinde büyümezler.”

 Shakespeare’nin eşi kendinden sekiz yaş büyüktü. Bunun sıkıntılarını yaşamadı da değil. Bu yüzden bazı oyunlarda erkeklerin yaşlı kadınlarla evlenmemeleri için öğütler verir. Onun eserlerinin çoğu insan ilişkileri ile ilgilidir. Eserlerinde insan hakkındaki en muazzam, en derin çarpıcı kesitler vardır.     Shakespeare, oyunlarındaki karakterlerin iç âlemleri üzerinde durmuştur.

ESERLERİ HALA MİLYONLARCA DOLAR EDİYOR!

Shakespeare’nin ölümünden sonra yayınlanan “First Folio” adlı koleksiyon, 2001 yılında 6.2 milyon dolara satılmıştı.

William Shakespeare’in “Hamlet” adlı eserinin az bulunan bir kopyası New York’taki Christies müzâyede evinde satışa çıkarılmış. Eserin kopyası 4 milyon dolara satılmıştır. Yaklaşık 400 yıllık kitabın 1611 yılında basılan 19 Hamlet kopyasından biri olduğu açıklanmıştır.

Shakespeare’in eserleri hepsi birden kendi sağlığında toparlanıp yayınlanmadı. Ölümünden 7 yıl sonra, iki aktör arkadaşı John Heminge ile Henry Condel  Shakespeare’nin piyeslerini bastırmışlardır. Shakespeare’in hayatına dair ilk kitap da onun ölümünden ancak 100 yıl sonra yayınlandı. Bu kitabı Kraliçe Elisabeth’ten sonra Kraliçe Anne zamanında yaşayan Nicholas Rowe yazmıştı.

Christies’teki açık artırmada, yine Mary Hyde’a ait olan Kral Lear, 2. Richard ve Macbeth’in ilk baskılarının çok yüksek fiyatlarla satılacağı söylenmiştir.

 VİCTOR HUGO SHAKESPEAR İÇİN NE DEMİŞTİ?

Victor Hugo, Fransa’daki hükümet darbesinden sonra Guernesey adasına sığınmıştı. “Sürgünde geçecek vaktini ne ile dolduracaksın?” diye soran oğlu François Victor’a, Hugo şöyle cevap vermişti: “Okyanusa bakacağım.”

Sonra,  Victor Hugo’nun kendisi oğluna dönerek, “Peki sen ne yapacaksın” diye sorduğunda oğul François, “Ben,  Shakespeare’i tercüme edeceğim.” dedi. Victor Hugo da bunun üzerine  Shakespeare’le ilgili şu yorumu yapmıştır:

 “İnsanların da okyanus olanları var, bunlardan birisi de  Shakespeare’dir.”

William  Shakespeare’in bir çok piyesi bugün hâlâ dünyanın dört bir tarafında oynatılmaktadır. Hamlet, Lear, Macbeht, Othello ile ArielliFransa’dan Japonya’ya kadar, oradan da Rusya’ya kadar tekrar tekrar sahneye konmaktadır.

ACI AŞKLARIN FIRTINA’SIYDI!

Shakespeare’in son eseri  Fırtına’dır!..Fırtınalı bir edebi kişilik…asırlara mal olan dizeler…Acı aşkların hüzünlü gözyaşları.

 O, hep mazlum ile celladı barıştırmaya çalıştı, aşık onun için mazlumdu, cellatsa aşık olunandı…Sihirli bir adaydı onun durduğu yer… Shakespear başka intikamlara yol açacak intikamlara başvurmadı hiç, diyorum ya, o hep barıştırıcı olmak istedi, hayatı iki uyku arasında kısa bir uyanıklık olarak tarif etti.

Nihayet hüzünlü bir sonbaharın sarı yaprakları arasında sihirbaz değneğini kırdı, ebedi köşküne çekildi ve perde kapandı!

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !