KAHRAMAN TÜRK ÇOCUKLARI

             ÖMER FARUK RECA

      

                   KAHRAMAN TÜRK ÇOCUKLARI

 Türk milleti asırlar boyunca kendisine biçilmeye çalışılan esaret giysisini üzerine geçirmeyip,fırlatıp atmıştır.Şanlı Türk tarihi,milli mücadelelerle dolu yıllarında var olma ile yok olma arasında muhteşem direnişlerin altına imzasını atmıştır.

   1815’de Viyana Konferansı’nda Batılılarca “Hasta Adam” nitelemesine maruz kalan Osmanlı Devleti,1918’deki Mondros Mütarekesi’yle iyice abluka altına alınmaya çalışılmış,güzel Anadolu’muzda Türk varlığına topyekün son verilmek istenmişti.Türk milletinin karşı karşıya kaldığı en son bağımsızlık imtihanı Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Kurtuluş Savaşı mücadelesiydi.Böylesi bir milli mücadele direnişinde Türk milleti genciyle yaşlısıyla,kadınıyla erkeğiyle ,çoluğuyla çocuğuyla yurdunu düşman işgalinden kurtarmak için cephelere koşmuştu.

  Milli mücadele yıllarında Türk çocuklarının milli sorumluluk şuuru içerisinde sergiledikleri fedakarlıklar ,çektikleri çileler maalesef günümüz gençliği tarafından tam olarak bilinmemektedir.

   Bu kitaptaki duygu yüklü gerçek mücadele öyküleri Atatürk’ün,”Yurtta Sulh Cihanda Sulh”  ilkesi ışığında ele alınmıştır.Türk gençliği milli duygulara sahip olduğu gibi ,aynı zamanda dünya barışının da mimarları olacaktır.

  Türk çocukları 1919’ların Anadolu’sunda vatan işgal edildiğinde sırf yurtlarını savundukları için türlü türlü işgencelere maruz kaldılar;kimisi sakat kaldı,kimisi şehit oldu,bir çoğu işgalçi güçler tarafından öksüz ve yetim bırakıldı.Ama tüm bunlara rağmen dünya insanlığına karşı merhamet ve barış duygularını yitirmediler.

   Sevgili Çocuklar! Sizler asil ve merhametli ataların evlatlarısınız…Asilsiniz…Çünkü merhametlisiniz.Sizin asaletiniz merhametinizden  ve misafirperverliğinizden  geliyor.Bakınız sizlere çok güzel gerçek bir hadise nakledeceğim,burayı lütfen dikkatle okuyunuz:

   Çanakkale Savaşlarında işgalci güçlerin komutanı olarak görev yapmış olan Fransız generali Bridges,ülkesine döndükten sonra hatıratında şunları yazmış,iyice kulak veriniz:

   “Fransızlar! Sizlere sesleniyorum!..Türkler gibi mert bir milletle savaştığınız için daima gurur duyabilirsiniz.Hiç unutmam…Savaş sahasında dövüş bitmişti.Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk.Az evvel Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zaiyat vermişlerdi.Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca hiç unutmayacağım.Yerde bir Fransız askeri yatıyor,bir Türk askeri de kendi elbisesini yırtmış onun yaralarını sarıyor,kanlarını temizliyor.Aman tanrım!Ben hemen tercüman vasıtasıyla sordum:

-Niçin öldürmek istediğin askere yardım ediyorsun?

   Takatsiz ve bitkin Türk askeri soruma şu yanıtı verdi,şok oldum:

-Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı.Bir şeyler söyledi,anlamadım,ama herhalde annesi olacaktı.Benim ise kimsem yok.İstedim ki o kurtulsun anasının yanına dönsün!

   Gözyaşlarımı tutamadım…Tanrım böyle bir şey olamazdı.Kendimden utandım.Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağladığım geceleri bilirim.

   Bu sırada emir subayım Türk askerinin yakasını açtı.O anda gördüğüm manzaradan kanım dondu.Çünkü Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı,ve bu yaraya bir tutam kuru ot tıkamıştı.Az sonra ikisi de öldüler.”

   Evet,sevgili öğrenciler! Bir Fransız generali hatıratında bunları anlatıyor.Benzer bir olay yine bir İngiliz askerinde de yaşanmıştı.Yaralı bir İngiliz askerinin avucunda sol avucunda sıkı sıkıya tuttuğu bir resmi gören Türk askeri ,resmi alıp baktığında İngiliz askerinin minik çocuğuyla karısını görür…Ve bu İngiliz askerini derhal kurşunların altından çekerek,yarasını sarar.

  Milli mücadele yıllarında Türk çocukları destanlar yazdılar…Sadece savaşlarıyla ve cesaretleriyle değil,merhametleriyle de göz yaşarttılar.

   2 Temmuz 1921 tarihli Konya’da çıkan “Babalık” gazetesinde  aynen şunlar yazmıştı:

   “Tarsus’un köylerinden Genç Kahraman Mehmet’i görüyoruz.Adana cephesinde düşmanla çarpışıldığı zaman bu genç kahramanımız Kuva-yı Milliye efradına yemek taşır ve postacılık vazifesi ifa edermiş.Bir gün yine vazifesini yaparken yüksek ağaçların yeşil dalları arasına gizlenmiş bir mitralyözün püskürttüğü kurşun yağmuruna tutulmuş.Mehmet’in yanındaki iki arkadaşı kaçabilmişler.Fakat bu genç kahraman kaçamamış.İlk kurşun kaba etinden girerek sol kasığı yanından çıkmış.Kahraman o sırada can acısıyla takla atmış.Bu defa ikinci bir mürüvvetsiz kurşun onun sol bacağını yaralamış.Kahraman,olduğu yerde kalmış.Nihayet kendisini almışlar köye götürmüşler,oradan da buraya gönderilmiş.Şimdi hastanede bulunuyor.Bir kaç defa ameliyat icra edilmiş.Kahraman küçük yaşıyla o kadar ciddi bir adam ki,konuşurken gülünecek şeylere dahi sırıtkanlık etmiyor.Destan hamasetini basit bir hadise ve her gün olabilir işlerdenmiş gibi anlatıyor.Hatta ameliyat masasında defaatla neşterler yediği halde kendisi en küçük bir sabırsızlık ,hırçınlık,bağırmak,çağırmak,ürperti ve ızdırap göstermemiş.Şimdi bu küçük “Büyük Gazi”ye verilecek en büyük mükafat,yaşadığı müddetçe malül kalacağı için tekaüd maaşıdır zannındayız.İyilik yapanlan,fedakarlar mazhar-ı mükafat olmalıdırlar ki iyiliğin kadri bilinsin.”

    Milli mücadelenin en kritik dönemlerinden biriydi…İlk TBMM kurulmuştu…Bursa milletvekili Muhittin Baha ,yerli Rumlarla Yunanlı işgalcilerin bir araya gelerek Bursa’da bir katliam girişiminde bulunacakları tehlikesine işaret ettikten sonra şunları söylemiştir:

   “Efendiler!Müsadenizle şahit olduğum bir olayı burada arz etmek istiyorum.Geçenlerde İnegöl cephesinde ağaçlar arasında  sis ortasında gazilerimizi ziyaret eder ve onların ayrı ayrı ellerini sıkarken  15 yaşında bir çocuk gördük…Ona,<Oğlum,burada ne yapıyorsun?> diye sordum.<Vatani vazifemi yapmaya geldim!> cevabını verdi.<Peki hiç muharebeye karıştın mı?Düşmanla cenkleştin mi?> sualime de ,<Evet!> dedi ve katıldığı çatışmaları ,boğuşmaları saymaya başlayınca ben,bu çocuğun karşısında bir parça küçüldüğümü hissettim.Sonra daha ileride yine Gaziler arasında ve babasının yanında babasıyla omuz omuza düşmana karşı harb eden 12 yaşında Feridun isminde bir çocuk gördüm ki!..Efendiler bir diyorum,ama hangi bir?Cephede her adımda bir böyle henüz çocuk denecek yaşta silaha sarılıp canını fedaya gelmiş nice nice yavrularımız var!”

   İşte Sevgili çocuklar…Tıpkı diğer bölgelerde de olduğu gibi…Doğu Anadolu’da Rus ve Ermenilere,Güney’de Fransız ve Ermenilere ,Batı Anadolu’da Yunanlılara ve İngilizlere karşı mücadele edip,onların binbir türlü işkencelerine uğrayan genç Türk kahramanlarımız bugünün gençlerine örnektir.

   Türk çocukları yabancı sahte kahramanları değil,kendi öz kahramanlarını tanıyacakve idrak edecek karakterdedir.Rambo gibi,Teksas,Tommiks,Kaptan Swing gibi ,Conan gibi,Örümcek Adam gibi Süperman gibi,yabancı sahte ve uydurma kahramanların yerine ,çocuklarımız ve gençlerimiz Onbaşı nezahatları,Seyit Onbaşıları,Koca Yusufları,Yiğit Mehmetleri,Yahya Çavuşları,Tozkoparanları,Ahraz Memişleri,Kara Fatmaları,Kınalı Fatmaları,Genç Osmanları,Halime Çavuşları,Halide Onbaşıları,Tarsuslu Kara Fatmaları,Efe Mustafaları,Cesur Alişanları ,Deli Ziyaları, Asker Ömerleri,Okçu Yiğitleri,Battal Gazileri,Malkoçoğluları,Kara Muratları …Ve daha nice Türk kahramanlarını okuyacak ve tanıyacaktır.

    Türk gençliği atası Fatih Sultan Mehmet’i idrak edebilecektir…Türk gençliği Teğmen Hasan Hulusi ve Üsteğmen Mehmet’in kahramanlıklarını tanıyacaktı.Bu iki kahramanın düşmana ait Boyvet Zırhlısını nasıl batırdığını bilecektir….Türk gençliği Süpermanı,Örümcek Adamı değil,bu genç kahramanları tanıyacaktır.

         Milli Türk tarihimiz kahraman çocukları  dünyada nam salmıştır.Bahrından cesur evlatlar çıkarmış olan  şanslı Türk milleti cesaret,bir o kadar da ahlak ve faziletiyle milli mücadelelerde diğer ülkelere örnek olmuştur.Türk gençlerinin, vatan ve bağımsızlıkları için yaptıkları mücadeleler dünyanın birçok ülkesinde destan gibi, roman gibi,anı gibi anlatır,dilden dile konuşulur.

       Kahraman Türkçocuklarının,tarihimize altın harflerle yazdığı  “Milli Ruh”   zihinlerden hiç bir zaman kazınmayacaktır.

Daha nice anıtlar dikilecek, nice destanlar yazılacak... Ve kahraman gençlerimiz için nice “Hatıralar” anlatılacaktır.

 

       Mazisini bilmeyenin atisini başkaları çizer...Geçmişinden habersiz halkın geleceğini başkaları belirler ve haritasını yine başkaları çizer.

     Necip Türk Gençliği mazisini bilir!Vatan ve bağımsızlık söz konusu olduğunda fazla çalışması gerektiğinin bilincindedir;kimseye zulmetmez ,zulme de baş eğmez.

Merhametlidir,adaletlidir,düşüne vurmaz;o kadar ki cebinden küçük yavrusu ve eşinin resmi çıkan yaralı düşman askerini kurşunların arasından çekip, tedavi edecek kadar merttir, merhametlidir .

 

                                

Çocuklarımız maalesef Red Kit 'i tanıdıkları kadar kendi kahraman gençlerini tanımamaktalar.1918'de Mondors Mütarekesi  gereğince Anadolu'da 1 tane dahi Türk bırakmama yemini

eden işgal kuvvetleri, sadece bir tek ülkeden değil,onlarca ülkeden oluşan ordularıyla aziz vatanımıza saldırarak Türk varlığı yok edilmek istenmişti.İşte böyle bir ortamda Türk gençleri milli sorumluluk şuuru içerisinde öyle fedakarlıklar ve öyle çileler ,eziyetler çektiler ki,maalesef bu hayat öyküleri tam olarak bilinmemektedir.

 

      Yurdun her karış toprağında Türk gençleri yüreklerinden akan gözyaşlarıyla destanlar yazmışlardır.

  Türk'ün milli mücadelesi 1000 yol öncede vardı,100 yıl öncede...Şimdi de olacaktır.Bu durumların tekrar yaşanmayacağını kim garanti edebilir?.Saldırgan güçlülerin aynı şekilde aziz vatanımıza tekrar saldırmayacağını kimse garanti edemez.İş başa gelmeden,neredeyle kaybolmakta olan milli duyguların gençlerimizin ruhlarında diriltilmesi,canlandırılması bir zorunluluktur.Çünkü

vatanını sevmeyen dünya insanlığını da sevmez ; Türk gençliği dünya insanlığının huzuru içinde çalışacaktır.

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !